Evrenin sırlarını sorgulayan bir zihin, kelimelerin kudretine sığınan bir kalem ve notaların ahenginde nefes alan bir tefekkür alanı. Hakan Şuayb'ın bilim, felsefe, şiir ve müzikle harmanlanan fikir dünyasına hoş geldiniz.
İlim & Felsefe
Şiir & Edebiyat
Enstrümantal Tınılar
“Kelimeler ruhun en derin köşelerine açılan anahtarlardır.”
Günün Düşüncesi
- Hakan Şuayb
E-Kitap & Kitapçık
Seçme şiirler ve düşünce notları tek kitapçıkta.
Hakan Şuayb'ın ilim, sanat, şiir ve tefekkür çizgisinden seçilmiş kısa metinleri PDF formatında okuyabilir, cihazınıza indirerek daha sonra da inceleyebilirsiniz.
PDF Formatı
Tarayıcıda okunabilir ve tek dokunuşla indirilebilir kitapçık.
Seçme Metinler
Şiir, aforizma ve düşünce notlarından kısa bir okuma seçkisi.
Sakin Okuma
Site atmosferine uygun, sade ve odaklı bir kitapçık deneyimi.
“Kelimeler, insanın iç âlemine açılan sessiz kapılardır; her okuma, kendine doğru atılmış yeni bir adımdır.”
Felsefe ve Tefekkür
“Sana taş atan herkese taş atarsan, bir süre sonra yürüdüğün yol değil, taşıdığın taşlar ağırlaşır.”
İntikam ilk bakışta güç gibi görünür. Oysa insanın zihninde taşıdığı her öfke, karşısındaki kişiden önce kendi huzurundan yer.
Affetmek her zaman yeniden güvenmek değildir. Affetmek bazen yalnızca geçmişte yaşanan bir olayın bugünkü hayatını yönetmesine izin vermemektir.
01
Hafiflik ve Huzur: Başkalarının öfkesini taşımayı bırakıp yola kendi sükûnetinizle devam etmek.
02
Zihinsel Özgürlük: Affetmek, geçmişin bugünkü anı ve geleceği esir almasına müsaade etmemektir.
Odak Noktaları
Aklın ve Ruhun İfadesi.
Farklı disiplinlerin bir araya geldiği, öğrenmenin ve hissetmenin hiç bitmediği bir serüven. Burası bilginin ve sanatın iç içe geçtiği bir yansıma alanıdır.
Edebiyat
Şiir & Sözler
“Karanlığa kızmak kolaydır; zor olan, elindeki küçücük ışığı söndürmeden yürümektir.”
Dünyadaki bütün kötülükleri tek başına değiştiremeyebilirsin.
Bütün haksızlıkları engelleyemezsin.
Bütün yaraları saramazsın.
Fakat bunların hiçbiri senin de kötü olmanı gerektirmez.
Bir insanı sevindirebilirsin.
Bir hayvana su verebilirsin.
Bir çocuğun başını okşayabilirsin.
Bir kırgınlığı bitirebilirsin.
Bir yaşlının yükünü taşıyabilirsin.
Dünyayı değiştiremiyorum diye iyilikten vazgeçme.
Bazen dünya, yalnızca önündeki bir insan kadardır.
Bir lahza durur akrep, yelkovan suskun, Sonsuzluğun koynunda bir garip vurgun. Toprak fısıldar sırrı usulca taşa, Arayış bitmez ömür erse de yaşa.
Göz görür lakin mana ötelerde gizli, Yollar ki hem çetin, hem binbir izli. Kelimeler aciz kalır hakikat önünde, Bir nur parıldar kalbin en derin gününde.
Hakan Şuayb
Ruh & Melodi
Sükûtun Terennümü
Söz bittiği an başlar o gizli ahenk, Gökyüzü bürünür binbir türlü renk.Neyin nefesinde titrerken perde, Deva aranır gönüldeki kadim derde.
Ne ses kalır geriye ne bir kuru seda, Yalnızca bir yankı, ebedi bir nida.İçindeki boşluğu dinle derinden, Kainat koparır seni kendi yerinden.
Hakan Şuayb
İlim & Kalem
Mürekkep ve Gece
Karanlık çökerken sahifeler parlar,Kalemin ucunda dirilir uykusuz diyarlar. Bir harf ki bin kapı açar feleğe, Can verir akıl denen kutsal meleğe.
Oku ey can, evren bir ulu kitaptır, Hakikat arayana en güzel cevaptır. Gece biter, gün doğar zihnin ufkunda, Her hikmet gizlidir ilmin kutlu yolunda.
Hakan Şuayb
Tefekkür & Hayat
Bir Gün Herkes Evine Dönecek
Bizden önce şehirler evler köylerde vardı.
Bazıları Kapılarına kilit vurdu.
Şehirlere gitmek için
Tarlalarına sınır çekti.
Tapularına isimlerini yazdırdı.
“Benim,” dedi.
Bu ev benim.
Bu toprak benim.
Bu para benim.
Bu makam benim.
Fakat zaman bir köşede sessizce bizi dinledi.
Çünkü o biliyordu:
Bir gün elimizden bırakacağımız şeylere
ömür boyu “benim” diyecektik.
Yıllar geçti.
Duvarlara yeni resimler asıldı,
dolaplar eşyalarla doldu.
Çekmecelerde mektuplar,
sandıklarda hatıralar birikti.
Bir fincanı bile atmaya kıyamadık bazen;
“Hatırası var,” dedik.
Ne garip...
Eşyanın hatırasını korurken
birbirimizin kalbini kırmaktan çekinmedik.
Bir gün o evlerden birinde
bir sandalye boş kaldı.
Önce kimse oturamadı oraya.
Çünkü daha dün
birinin elleri duruyordu üzerinde.
Çayı orada soğumuştu.
Gözlüğü masadaydı.
Terliği kapının kenarında.
Elbisesi dolapta asılıydı.
Ama kendisi yoktu.
İşte o gün insan anlıyor:
Bir insan dünyadan gidince
Önce eşyaları yetim kalıyor.
Telefonunda numarası duruyor,
ama arayamıyorsun.
Fotoğrafına bakıyorsun,
ama sesini duyamıyorsun.
Dolabını açıyorsun,
kokusu hâlâ orada...
Bir tek kendisi yok.
Sonra ev yavaş yavaş alışıyor sessizliğe.
Perdeler yine açılıyor.
Saat yine işliyor.
Sofra yine kuruluyor.
Dışarıda çocuklar oynuyor,
fırından ekmek çıkıyor,
otobüsler duraklardan geçiyor.
Dünya devam ediyor.
İşte insanın gururunu kıran
en büyük hakikatlerden biri bu:
Biz olmayınca da sabah olacak.
Güneş yine doğacak.
Yağmur yine yağacak.
Bizim uğruna gecelerce uyumadığımız meseleleri
başka insanlar hiç bilmeyecek.
Bir zaman ismimizi duyanlar
yavaş yavaş azalacak.
Sonra bizi tanıyanlar da gidecek.
Ve belki yüz yıl sonra
bu dünyada bizi hatırlayan
tek bir insan bile kalmayacak.
Peki neden bu kadar kibir?
Neden bitmeyen kavgalar?
Neden kardeş kardeşe küser?
Neden insanlar birkaç metre toprak uğruna
birbirinin gönlünü yıkar?
Neden bir özrü yıllarca erteleriz?
Madem yolcuyuz... Bu kadar yük niye?
Madem gideceğiz... Bu kadar kin kime?
Bir akşam penceremin önünde
gökyüzünü seyrederken düşündüm:
Belki dünya bir istasyondur.
Gelenlerin biraz beklediği,
birbirleriyle tanıştığı, sevdiği, ayrıldığı
ve vakti gelince başka bir yolculuğa çıktığı
büyük bir istasyon.
Kimimiz sabah trenine biniyor,
kimimiz geceye kalıyor.
Kimimizin yolculuğu uzun,
kimimizin birkaç durak.
Fakat istasyonda kalıcı olan yok.
Hepimizin elinde görünmeyen bir bilet...
Üzerinde yalnızca geliş tarihimiz okunuyor.
Dönüş saati ise gizli.
Belki bu gece. Belki yıllar sonra.
İşte bu yüzden
vedalaşırken güzel vedalaşmalı insan.
Evden çıkarken
“Allah'a emanet ol,” demeli.
Annesinin elini öpmeli.
Babasının omzuna dokunmalı.
Çocuğunu biraz daha uzun kucaklamalı.
Sevdiğine sevgisini söylemeli.
Çünkü bazen sıradan sandığımız bir ayrılık
hayatın son vedası olabilir.
Ama ölüm yalnız ayrılık mıdır?
İçimde bir ses:
“Hayır,” dedi.
Toprağa düşen tohum yok olmuyorsa,
kışın ölen dallar baharda yeniden uyanıyorsa,
güneş her akşam batıp
her sabah yeniden doğuyorsa...
İnsanın hikâyesi neden
bir avuç toprakta bitsin?
Allah bizi yokluk için mi var etti?
Kalbimize sonsuzluk arzusunu
neden koydu öyleyse?
Belki ölüm bir duvar değildir.
Bir kapıdır.
Biz bu taraftan kapanışını görürüz,
öte tarafını bilmediğimiz için ağlarız.
Giden için dua eder,
kendimiz için sabrederiz.
Ve ümit ederiz ki
Rahmeti sonsuz olan Allah'ın huzurunda
ayrılıklar ebedî değildir.
Belki bir gün...
Yıllardır özlediğimiz annemizi görürüz.
Babamız uzaktan bize doğru yürür.
Çocukken kaybettiğimiz dostumuz
eski gülüşüyle seslenir.
Dünyada yarım kalan sarılmalar
orada tamamlanır.
Bilmiyorum...
Ama inanıyorum ki
Allah'ın rahmeti bizim hüznümüzden büyüktür.
Bu yüzden ölümden söz ederken
yalnız karanlığı düşünmek istemiyorum.
Çünkü mümin için umut
son nefeste bile tükenmez.
Bir gün benim de odam sessiz kalacak.
Kalemim masada duracak.
Yarım bıraktığım bir kitap olabilir.
Bir bardakta su...
Bir sandalyede ceketim...
Belki bir kâğıdın üzerinde
tamamlayamadığım bir şiir.
Birisi çekmeceyi açıp
eski fotoğraflarımı bulacak.
“Burada ne kadar gençmiş,” diyecek.
Belki yazdığım birkaç dizeyi okuyacak.
Sonra çekmeceyi kapatacak.
İşte o gün benden geriye
eşyalarım değil,
insanların gönlünde bıraktığım
izler önemli olacak.
Kimi beni bir iyilikle hatırlayacak,
kimi bir sözümle.
Belki birisi:
“Zor günümde yanımdaydı,” diyecek.
İşte bundan daha büyük
hangi mirası bırakabilirim?
Akşam oluyor artık. Gölgeler uzuyor.
Yolcular birer birer hazırlanıyor.
Kiminin saati yakın, kimininki uzak.
Ama hepimiz aynı yolun yolcusuyuz.
Zengin de... Fakir de... Hükümdar da...
Çoban da... Şair de...
Adı hiç duyulmamış insan da...
Bir gün herkes
elindekileri masanın üzerine bırakacak.
Anahtarlarını... Parasını...
Unvanını... Kırgınlıklarını...
Ve dünyadan ilk geldiği günkü gibi ayrılacak:
Eli boş. Fakat gönlü boş gitmek zorunda değil.
İçinde dualar taşıyabilir.
İyilikler... Affedişler... Merhamet... Sevgi...
Ve Allah'a dönmenin sessiz ümidi.
Ve bir gün herkes evine dönecek
Şimdi biliyorum:
Biz bu dünyanın sahibi değiliz. Misafiriyiz.
Ev sandığımız yer konak,
ömür sandığımız şey yolculuktur.
Doğarken kapısından girdiğimiz dünya
bir gün arkamızdan kapanacaktır.
Fakat bu beni artık yalnız korkutmuyor.
Çünkü her yolculuğun sonunda
bir varış vardır.
Ve her gurbetin ardında
bir eve dönüş... O gün geldiğinde
ardımdan çok ağlanmasını değil,
bir dua edilmesini isterim.
“Allah rahmet eylesin.
Bir kusuru olduysa affetsin.
Bir iyiliği olduysa kabul etsin.”
Hepsi bu.
Çünkü sonunda insan anlıyor:
Dünyaya gelirken bize bir isim verdiler.
Dünyadan giderken o ismin önüne yalnızca
“merhum” diyecekler.
Aradaki bütün ömür ise
o isme nasıl bir mana bıraktığımızdır.
Ve bir gün... Saatimiz geldiğinde,
kapı sessizce açıldığında,
bütün eşyalarımızı burada bırakıp
geldiğimiz yere doğru yürüyeceğiz.
Çünkü hiçbir yolcu
istasyonda sonsuza kadar kalmaz.
Bir gün herkes evine dönecek.
Mesele ne kadar uzun kaldığımız değil;
dönerken yanımızda nasıl bir kalp götürdüğümüzdür.
Hakan Şuayb ErdemKayıt Tarihi : 23.09.2026 14:17:00