Felsefe & Edebiyat 25.09.2026

Aynha Günlükleri: İnsanın Kendisiyle Karşılaşması

Aynha Günlükleri’nin önsözü ve insanın kendisiyle karşılaşması üzerine 15 derin sözden oluşan tefekkür bölümü.

Aynha Günlükleri: İnsanın Kendisiyle Karşılaşması

AYNHA GÜNLÜKLERİ

İnsana Yol Gösteren Sözler

ÖNSÖZ

İnsan bazen yolunu karanlıkta değil, fazla ışığın içinde kaybeder. Çünkü her görünen doğru değildir; her duyulan hakikat olmadığı gibi, herkesin yürüdüğü yol da insanı varması gereken yere götürmez.

Ömür boyunca bize pek çok şey öğretilir. Konuşmak öğretilir fakat ne zaman susmamız gerektiği pek öğretilmez. Kazanmak öğretilir fakat kaybettiğimizde nasıl ayakta kalacağımız anlatılmaz. İnsanları tanımamız istenir fakat kendimizi tanımamız çoğu zaman bize bırakılır.

Oysa insanın en uzun yolculuğu, doğduğu yerden gideceği yere değil, kendinden yine kendine yaptığı yolculuktur.

Bu kitap kesin hükümler vermek için değil, sorular uyandırmak için yazıldı. Çünkü bazen doğru bir soru, insana yüz cevaptan daha fazla yol gösterir.

Buradaki sözler; yorulana bir sandalye, karanlıkta kalana küçük bir kandil, öfkelenene bir anlık sükûnet, ümidini kaybedene yeniden bakabileceği bir pencere olsun.

Okurken her söze inanmak zorunda değilsiniz. Ama bir söz sizi birkaç saniyeliğine susturuyor ve içinizde bir yere dokunuyorsa, o söz görevini yapmış demektir.

Hakan Şuayb Erdem


BİRİNCİ BÖLÜM

İNSANIN KENDİSİYLE KARŞILAŞMASI

İnsan dünyayı tanımaya çalışırken çoğu zaman kendisini ihmal eder. Uzak yıldızların isimlerini öğrenir fakat kendi içindeki karanlığın nedenini bilmez. Başkalarının kusurlarını kolaylıkla görür ama kendi yanlışlarına baktığında gözleri bulanıklaşır.

İnsanın gerçek yolculuğu burada başlar. Kendine bakabildiği yerde.

1

İnsan aynaya yüzünü görmek için bakar; vicdanına ise yüzünü kaybetmemek için bakmalıdır.

Bir aynanın karşısında saçımızı, yüzümüzü, elbisemizi düzeltiriz. Fakat insanın görünmeyen tarafını düzeltecek başka bir aynaya ihtiyacı vardır: vicdanına. Çünkü yüzün güzelliğini zaman götürür; karakterin güzelliğini ise insan kendi elleriyle ya büyütür ya da yok eder.

2

Herkes seni yanlış anladığında üzülme; asıl korkman gereken, bir gün senin de kendini yanlış tanımaya başlamandır.

İnsan başkalarının kendisi hakkındaki düşüncelerini değiştirmek için yıllarını harcayabilir. Oysa hayatın sonunda yanında insanların kanaatleri değil, kendi hakikati kalacaktır.

Kendini olduğundan büyük görmek de küçümsemek de insanın kendisine yaptığı haksızlıktır. Kendini tanımak; ne kendine tapmak ne de kendinden nefret etmektir. Kendini tanımak, emanet edilen insanı tanımaktır.

3

Bazı kapılar yüzüne kapandığında öfkelenme. İnsan bazen giremediği kapının arkasındaki felaketi hiçbir zaman öğrenmez.

Her gerçekleşmeyen isteği kayıp sanıyoruz. Olmadı diye üzülüyoruz. Gidemediğimiz yere, kavuşamadığımız insana, alamadığımız şeye, gerçekleşmeyen hayale yıllarca içerliyoruz.

Oysa insan kaderin yalnızca gördüğü tarafını bilir. Belki de hayatımızın en büyük nimetlerinden bazıları, sahip olduklarımız değil, bizden uzak tutulanlardır.

4

Sana taş atan herkese taş atarsan, bir süre sonra yürüdüğün yol değil, taşıdığın taşlar ağırlaşır.

İntikam ilk bakışta güç gibi görünür. Oysa insanın zihninde taşıdığı her öfke, karşısındaki kişiden önce kendi huzurundan yer.

Affetmek her zaman yeniden güvenmek değildir. Affetmek bazen yalnızca geçmişte yaşanan bir olayın bugünkü hayatını yönetmesine izin vermemektir.

5

Bir insanın gerçek zenginliği, kaç kişinin onu tanıdığıyla değil; kimse görmezken nasıl biri olduğuyla ölçülür.

Kalabalıkların karşısında iyi görünmek kolaydır. Asıl imtihan kapılar kapandığında başlar.

Kimsenin bilmeyeceği bir kötülükten vazgeçebiliyor musun? Karşılığını alamayacağını bildiğin halde iyilik yapabiliyor musun? İşte insanın karakteri, alkışların bittiği yerde ortaya çıkar.

6

Hayat sana her istediğini vermiyorsa belki de seni cezalandırmıyor; taşıyamayacağın şeylerden koruyordur.

İnsan bazen istediği şeyin yalnızca güzel tarafını görür. Makam ister, yükünü görmez. Servet ister, hesabını düşünmez. Şöhret ister, yalnızlığını bilmez. Sevgi ister, sorumluluğunu hesaba katmaz.

Her nimet beraberinde bir imtihan taşır. Bu yüzden bazen dua ederken yalnızca ver demek yerine: Hakkımda hayırlıysa nasip et demek insanın kendi sınırlılığını kabul etmesidir.

7

Birinin kalbini kırdıktan sonra haklı çıkman, kazandığın anlamına gelmez. Bazı tartışmaların galibi vardır ama kazananı yoktur.

İnsan bazen son sözü söylemek ister. Söyler de. Karşısındaki susar. Sonra kendisini galip zanneder.

Oysa bazı insanlar cevap veremedikleri için değil, artık anlatmaya değmeyeceğini düşündükleri için susarlar. Her suskunluğu yenilgi sanma. Bazı suskunluklar, insanın senden vazgeçtiği andır.

8

Düştüğünde sana gülenleri unutabilirsin; fakat kalkarken elini tutanı unutursan, asıl o zaman düşmüş olursun.

Vefa, insanın hafızasının ahlakıdır. İyi günümüzde yanımızda bulunanların sayısı çok olabilir. Fakat hayat daraldığında, imkânlarımız azaldığında ve kapılar birer birer kapandığında yanımızda kalanların sayısı değişir.

İşte insanları o günlerde tanırız. Fakat daha önemlisi şudur: Onlar bizi iyi günümüzde yeniden gördüklerinde, bizim kim olduğumuzu anlarlar.

9

Karanlığa kızmak kolaydır; zor olan, elindeki küçücük ışığı söndürmeden yürümektir.

Dünyadaki bütün kötülükleri tek başına değiştiremeyebilirsin. Bütün haksızlıkları engelleyemezsin. Bütün yaraları saramazsın. Fakat bunların hiçbiri senin de kötü olmanı gerektirmez.

Bir insanı sevindirebilirsin. Bir hayvana su verebilirsin. Bir çocuğun başını okşayabilirsin. Bir kırgınlığı bitirebilirsin. Bir yaşlının yükünü taşıyabilirsin.

Dünyayı değiştiremiyorum diye iyilikten vazgeçme. Bazen dünya, yalnızca önündeki bir insan kadardır.

10

Allah’tan bir işaret beklerken, sana verilmiş aklı, vicdanı ve merhameti susturma; bazen aradığın işaret, zaten içine bırakılmıştır.

İnsan uzaklarda cevap aramayı sever. Gizemlerde, işaretlerde, insanlarda, tesadüflerde…

Oysa insanın önüne konmuş en büyük sorumluluklardan biri aklını kullanmak, vicdanını diri tutmak ve doğru ile yanlışı ayırmaya çalışmaktır.

Her bilinmeyenin peşinden gitmek hikmet değildir. Bazen hikmet, nerede duracağını bilmektir.

11

Geçmiş, oturacağın ev değil; ders alıp çıkacağın bir odadır.

Geçmişini unutma. Ama orada yaşama. Çünkü insan geçmişte sürekli dolaştığında bugünün kapısını açık bırakır ve ömrü sessizce dışarı çıkar.

Hatıranı yanında taşı. Dersini yanında taşı. Sevdiklerini kalbinde taşı. Ama acını sırtında taşıma.

12

İnsanın en büyük yanılgılarından biri, vakti var sanmasıdır. Oysa ömür bize verilmiş bir mülk değil, ne zaman geri alınacağını bilmediğimiz bir emanettir.

Bir gün arayacağım. Bir gün ziyaret edeceğim. Bir gün özür dileyeceğim. Bir gün başlayacağım. Bir gün bırakacağım. Bir gün söyleyeceğim…

İnsan ömrünün büyük kısmı bazen bu iki kelimenin arkasında bekler: Bir gün. Fakat takvimde bir gün diye bir tarih yoktur.

Varsa söyleyeceğin güzel bir söz, söyle. Varsa gönlünü alacağın biri, al. Varsa başlayacağın güzel bir iş, imkânın ölçüsünde başla. Çünkü insanın sahip olduğu tek gerçek zaman, yaşayabildiği andır.

13

Mezarlıklar yarım kalmış planlarla doludur; hayat ise hâlâ başlayabilecek insanların önünde duruyor.

Ölümü düşünmek hayattan kaçmak değildir. Tam tersine, hayatın değerini anlamanın yollarından biridir.

Sonlu olduğunu bilen insan zamanı daha dikkatli harcar. Kırdığı kalbi önemser. Sevdiğine sarılır. Kibrini sorgular.

Çünkü sonunda insan şu gerçekle karşılaşır: Dünyaya gelirken ellerimiz boştu. Giderken de yanımızda taşıyacağımız şey, biriktirdiğimiz eşyaların ağırlığı olmayacak. Geride bıraktığımız iyiliğin izi kalacak.

14

Doğru yolu arayan insan önce ayaklarına değil, niyetine bakmalıdır; çünkü yanlış niyetle doğru yolda bile yürünse, varılan yer değişebilir.

İyilik yaparken neden yaptığını düşün. Bilgi öğrenirken neden istediğini düşün. Konuşurken neden konuştuğunu düşün. Susarken neden sustuğunu düşün.

Çünkü aynı davranış iki ayrı insanda iki ayrı anlam taşıyabilir. Birisi susar, sabreder. Diğeri susar, kin biriktirir. Birisi verir, paylaşır. Diğeri verir, gösterir.

Amel görünür. Niyet ise insan ile Allah arasında kalır.

15

Ömrünün sonunda kaç kişiyi geçtiğini değil, dün olduğun insandan ne kadar ileri gidebildiğini soracak bir hayat yaşamaya çalış.

Başkalarıyla yarışmak insanı yorabilir. Birinin evi daha büyük, diğerinin kazancı daha fazla, bir başkasının adı daha çok duyuluyor olabilir. Fakat herkesin yolu, yükü ve imtihanı farklıdır.

Asıl yarış insanın kendi içindedir. Bugün biraz daha merhametli misin? Biraz daha sabırlı mısın? Yanlışını daha çabuk kabul edebiliyor musun? Daha az kırıyor, daha çok onarıyor musun?

İşte ilerlemek bazen kilometrelerle değil, karakterde meydana gelen birkaç santimlik değişimle ölçülür.


BİRİNCİ BÖLÜMÜN SON SÖZÜ

İnsan dünyaya iz bırakmak ister. Oysa önce kendisine sormalıdır: Bırakacağım izin üzerinden geçenler yara mı alacak, yoksa yollarını mı bulacak?

İnsanın adı bir gün unutulabilir. Fotoğrafları sararabilir. Yaşadığı ev yıkılabilir. Eşyaları başkalarının olabilir.

Fakat bir insana öğrettiği iyilik başka bir insana geçerse, ondan da bir başkasına ulaşırsa insanın dünyadaki sesi kendisi sustuktan sonra bile bir müddet yaşamaya devam eder.

Öyleyse büyük görünmeye değil, güzel iz bırakmaya çalış. Çünkü insanın büyüklüğü ne kadar yer kapladığıyla değil, yokluğunda geride ne kadar iyilik bıraktığıyla anlaşılır. 

Yorumlar (0)

Blog'a Dön
Paylaş: